Kısır döngü, enflasyon, faiz, döviz, borçlanma

Hüseyin ŞİNASİ

17-09-2024 13:22

 

Hayat pahalılığı, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizlik, terör vb. gibi sorunlar günlük hayatımızın bir parçası ve gündemin ilk sırasındadır.   

Gelir dağılımındaki dengesizlik ve adaletsizliklerden başlamak gerekirse; bir ülkedeki gelir dağılımını piramitlere benzetmek mümkündür. Piramit geometrik olarak dış görünümü üçgene benzeyen, tabanı kare veya dikdörtgen şeklinde bir yapıdır. Piramit denilince çoğu kez Mısır Piramitleri akla gelir. Bir toplumun gelir dağılımı da piramitlere benzetilebilir. Piramidin en tepesinde yer alan ve toplumun ancak %5’ini temsil eden bölüm en zengin grubu gösterir. Piramidin kare veya dikdörtgen biçimindeki tabandan başlayan belli bir bölümü ise toplumun en yoksul kesimini ifade eder. Geri kalan bölüm ise orta gelir grubudur. Gelişmiş ve refah düzeyi yüksek toplumlarda orta gelir grubu piramidin en geniş alanını kapsar. Geri kalmış veya gelişmekte olan toplumlarda piramidin tabanı diğer bölümlere göre çok daha büyük bir alana yayılır.  

Şimdi bu gelir ve gelir dağılımı konusunu biraz açalım:

Bir ülkede belli bir dönem içinde elde edilen gelirlere, milli gelir denir.

Milli gelirin ülke nüfusuna bölünmesi ile ortaya çıkan değere kişi başına düşen milli gelir denir.

Milli gelir ve kişi başına düşen milli gelir ülkelerin ve milletlerin gelişmişlik düzeyinin anlaşılmasını sağlayan temel verilerden biridir.

Bir ülkede kişi başına düşen milli gelir ne kadar yüksek ise; ülke o kadar gelişmiş veya o kadar zengin sayılır. Milli gelir ve kişi başına düşen milli gelir ne kadar düşük ise o ülke de o kadar geri kalmış ve yoksuldur.

Gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, hiçbir ülkede kişi başına düşen milli gelir dağılımı eşit değildir. Belli bir kesim çok yüksek gelir elde ederken, öbür taraf kişi başına düşen milli gelirden çok düşük gelir elde eder. Gelir durumu ne çok düşük, ne çok yüksek olmayan kesime orta gelir grubu denir. Devletler bu gelir dağılımı dengesizliğini ortadan kaldıracak bir takım tedbirler almak zorunda kalırlar. Sosyal devlet politikalarını bu kapsamda ele almak ve değerlendirmek gerekiyor.  

Bir ülkedeki üretim ve milli geliri; tarım, sanayi ve hizmet gibi dallara ayırmak mümkündür. Bu noktada ülkelerin, hangi üretim ve gelir grubuna öncelik verdiği gibi makro politikalar öne çıkıyor.

1838 Baltalimanı Antlaşmasından sonra borç batağına saplanmış, borcunu ödeyemez duruma düşmüş, alacaklı devlet veya kuruluşlar tarafından gelir kaynaklarına el konmuş Osmanlı devlet ve ekonomi yapısından yeni Türkiye Devletine geçerken, ülke ekonomisi tarım ve hayvancılığı dayalı, halk yorgun, bitkin ve yoksuldur. Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlamaya çalışan halkın çoğunluğu köylerde yaşamaktadır. Kentlerde yaşayanlar genellikle mutlu azınlık sayılan, Ermeni, Rum, Yahudi veya başka ülke vatandaşı yabancıdır. Doğal olarak köyler tarım ve hayvancılıkla, kentte yaşayan azınlık ve yabancılar sanayi ve hizmet alanında faaliyet göstermektedir.

17 Şubat 1923’de İzmir’de bir iktisat kongresi düzenlenir ve bir ekonomik model belirlenmeye çalışılır. Düşünülen sistem kırsal ve kentsel kalkınmayı birlikte götürmektir.  Devlet, özel girişimci bir sanayileşme düşüncesi ön plana çıkar. Ülkenin dört bir yanına yollar, okullar, fabrikalar yapılmaya başlanır. Uygulanan sistem ile 1934 yılında ilk kez dış ticarette yani ihracatın, ithalattan fazla olduğu duruma gelir. Bu tablo Atatürk’ün 10 Kasım 1938’deki ölümüne kadar devam eder. Bundan sonra ikinci dünya savaşı, kıtlık, yokluk yılları başlar.  

 1939-1945 İkinci Dünya Savaşından sonra, ülkeler bir ABD merkezli, diğeri Soviyetler Birliği merkezli olmak üzere ikiye bölünür. Bu bölüşümde Türkiye ABD’nin payına düşer. Nitekim 1947 yılında ABD ile Türkiye arasında bazı antlaşmalar imzalanır. Bu antlaşmalardan sonra meydana gelen her gelişme ABD’nin ve onun uydusu konumundaki Batı Avrupa ülkelerinin yörüngesinde şekillenir.

1940-50’li yıllardan itibaren Türkiye’ye yüklenen kalkınma rolü tarım ve hayvancılıktır. O tarihten 24 Ocak 1980 kararlarına kadar Türkiye, ithal ikamesine dayalı bir ekonomik büyüme modeli takip ederken, bu tarihten sonra ABD ve Avrupa ülkelerinde yerleşmeye başlayan küreselleşme ve neoliberal ekonomi modeli dayatılmaya başlar. 12 Eylül askeri darbesi bu işin tuzu biberi olur. Bu politik model gereği devletin elinde bulunan paraya dönüşebilecek ne varsa hepsi özelleşleştirme adı altında özel kişi veya şirketlere satılır. Bugün devletin elinde çok stratejik bazı kurumlar dışında ekonomik değer yok gibidir. Büyük sanayi kuruluşları yerli veya yabancı şirketlerin denetimi ve kontrolü altındadır. Serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı ülkelerde, yerli veya yabancı şirketler için önemli olan para kazanmaktır. Bu nedenle sürekli olarak şirketlerin el değiştirmesi küresel ticaretin bir gereğidir.  

1980 sonra Türkiye’de üretim yapısı değişmiş, tarım ve hayvancılık geri plana düşerken sanayi ve hizmet alanları öne çıkmaya başlamıştır. Halbuki bir ülkenin her açıdan gelişmesinin ölçüsü, tarım-sanayi-hizmet gibi üretim faktörlerinin dengeli dağıtımına bağlıdır. Bu dengeyi kuramazsanız, hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, yüksek enflasyon, döviz, faiz, borçlanma sarmalından kurtulamazsınız.

Bu politikalar nedeniyle ülkemizde kırsal kesimlerden kentlere doğru yoğun bir göç dalgası yaşanmış ve köylerde yaşayan nüfus iyice azalmış, üretim durma noktasına gelmiş, insanlar yoksullaşmıştır. Köylerden kentlere göç edenler, sağlıksız şartlarda yaşamaya ve emek gücüne dayanan işlerde çalışmaya zorlanmıştır. Dün köyünde hiç kimseye muhtaç olmaksızın yaşayan geniş kitleler yardıma ve sosyal desteğe muhtaç durumdadır. Ne yazık ki, büyük kentlerin kenar semtlerinde perişan olmuş milyonlarca insanın yeniden köyüne kentine dönüp, tarım, hayvancılık alanında çalışmasına yönelik bir politika ve gelişme de yoktur.

Uzattık bitirelim.

Yeniden görüşmek üzere hoşça ve sağlıcakla kalın,

DİĞER YAZILARI Roma’nın Akdeniz’deki Hafızası: Anemurium 01-01-1970 03:00 Anamur’un İçme Suyu Sorunu 01-01-1970 03:00 Yol değil, can pazarı…! 01-01-1970 03:00 Muzun Fiyatı Değil, Emeğin Değeri 01-01-1970 03:00 Anamur’un Sessiz Vicdanı 01-01-1970 03:00 Anamur İçin Birlikte Düşünme Zamanı 01-01-1970 03:00 Anamur’da Trafik Kaosu ve Otopark Çıkmazı 01-01-1970 03:00 Anamur’un Can Suyu: Umut ve Endişe Arasında 01-01-1970 03:00 Anamur: Türkiye’nin Akdeniz’e Açılan Sessiz Gücü 01-01-1970 03:00 Engelleri Şiirle Aşan Bir Yürek 01-01-1970 03:00 Anamur’dan Kıbrıs’a Bakarken 01-01-1970 03:00 Anamur OSB bir fırsat mı, kaçan tren mi? 01-01-1970 03:00 Anamur İçin Geciken Sanayi Hamlesi: OSB’ler Neden Önemli? 01-01-1970 03:00 Anamur’un Su Sorunu Büyüyor – Çözüm Otluca mı? 01-01-1970 03:00  Anamur’un Suyu Kurumadan… 01-01-1970 03:00 ANAMUR’UN SORUNLARI ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL 01-01-1970 03:00 Taşralı bir öğrencinin anılarından… 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Sykes-Picot ihaneti… 01-01-1970 03:00 Yapay zekaya göre Hüseyin Şinasi kimdir? 01-01-1970 03:00 İstanbul’dan Anamur’a dönerken… 01-01-1970 03:00 Anamur’dan İstanbul’a giderken… 01-01-1970 03:00 Geçmişini bilmeyen, geleceği anlayamaz 01-01-1970 03:00 Bir yaşam biçimi olarak, ölçü birimleri 01-01-1970 03:00 Ayağını yorganına göre uzat… 01-01-1970 03:00 Ülkemiz için “gıda, ilaç ve silah” öncelikli konulardır. 01-01-1970 03:00 Anamur liman iskelesi önemli bir kazanımdır 01-01-1970 03:00 Sığınmacılar konusu, kanayan bir yaradır 01-01-1970 03:00 Bakkal amca, bakkal amca, helva yapsana… 01-01-1970 03:00  2024 seçimleri değerlendirme -3 01-01-1970 03:00 2024 yerel seçim değerlendirmesi -1 01-01-1970 03:00 Ramazan bayramına doğru… 01-01-1970 03:00 Başkan Durmuş Deniz göreve başlarken 01-01-1970 03:00  Anamur’da seçimi kim kazanır? 01-01-1970 03:00 Aday listeleri tamam, buyurun sahaya… 01-01-1970 03:00 Aday listeleri üzerine bir değerlendirme 01-01-1970 03:00 Kum saati işlemeye devam ediyor… 01-01-1970 03:00 Arabaşı çorbası yapalım 01-01-1970 03:00 Yerel seçimlere doğru, adaylar 01-01-1970 03:00 Anamur’da bir doğalgaz hikâyesi 01-01-1970 03:00    Anamur’da doğalgaz çalışmaları 01-01-1970 03:00 Bir milli güvenlik sorunu, sığınmacılar… 01-01-1970 03:00 Deprem bile birleştiremedi 01-01-1970 03:00 Seçim bitti. Şimdi geçim zamanı… 01-01-1970 03:00 Seçim ikinci tura giderken 01-01-1970 03:00 Seçimlerde son düzlüğe girerken 01-01-1970 03:00   Seçimleri böyle kazanıyorlar 01-01-1970 03:00 Seçime sayılı günler kala…            01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken -7 01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken - 6 01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken - 5 01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken 4 01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken -3 01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken -2 01-01-1970 03:00 2023 seçimlerine giderken - 1 01-01-1970 03:00 Depremle yaşamasını öğrenmek... 01-01-1970 03:00 Duygu bohçasından saçılanlar 01-01-1970 03:00 Bir ülkücünün anılarından 01-01-1970 03:00 Kırmızı ibikli tavuk… 01-01-1970 03:00 Devlet yönetim anlayışı ve sorunlar… 01-01-1970 03:00 Endişe ve umutsuzluk yakamızı bırakmıyor 01-01-1970 03:00