NUH AKKUŞ

Yaptığı basın açıklamasında Nihat Babaözü,  “Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlerde, Türkiye’ye yapılan et ithalatının yaklaşık yarısının Polonya merkezli Polonia Beef adlı şirket üzerinden gerçekleştirildiği ve bu şirketin yeni kurulan iştirakinde iktidar partisi gençlik kollarında görev yapan bir ismin hissedar olarak yer aldığı açıkça görülmektedir.

Bu bilgiler birçok bağımsız kaynağa açık şekilde yansımıştır. Sektörel kaynaklar, ithal etin %51’inin bu şirkete yönlendirildiğini defalarca yazmıştır.

Aynı haberlerde, PoloniaBeef Farm isimli ikinci şirketin 28 Nisan 2025’te kurulduğu, burada iktidar partisi MKYK üyesi olan Halil Efe Tunç’un resmi hissedar olarak göründüğü belirtilmektedir.

Bu iddialar basit bir politik tartışma değildir; bu iddialar Türkiye’nin gıda güvenliği, kamu kaynakları ve üretici hakları açısından büyük önem taşımaktadır.

“Eğer bu bilgiler doğruysa – kamu adına soruyorum – derhal bir soruşturma başlatıldı mı?”

Bu kadar yüksek hacimli ithalatın, tek bir şirkette yoğunlaşması; bu şirketin ise iktidarla organik bağı olan kişilerle ilişkilendirilmesi, çıkar çatışması şüphesinin en açık örneklerinden biridir.

Buradan hükümete soruyorum:

1. Bu iddialar doğruysa, ticaret sicil kayıtlarında görünen bu ortaklıklar hakkında bir idari veya adli soruşturma başlatıldı mı?

 2. Et ve Süt Kurumu’nun bu şirkete yaptığı alımların miktarı, sözleşme bedelleri ve komisyon yapısı kamuoyuna açıklanacak mı?

 3. Bu ithalatlarda neden rekabetçi bir tedarik sistemi kurulmamış, neden alımlar bir veya birkaç şirkette yoğunlaştırılmıştır?

 4. Bu ithalat anlaşmaları yapılırken Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, Hazine’nin veya Rekabet Kurumu’nun görüşü alınmış mıdır?

Bu sorular, muhalefetin ya da basının değil, Türk milletinin sorduğu sorulardır. Yerli Üreticinin Neden Baskılandığını Herkes Görüyor Bugün Türkiye’de et fiyatları artıyor çünkü üretici desteklenmiyor; besicinin maliyetleri yükseltiliyor; yem, enerji ve girdi fiyatları sübvansiyon yerine cezaya dönüştürülüyor. Yerli üretici bu koşullar altında ayakta kalmaya çalışırken, hükümet kapıları ithalat lobilerine açıyor. Bir yanda ahırının elektriğini ödeyemeyen üretici, bir yanda devlet eliyle yönlendirilen milyarlık ithalatla zenginleşen bir ithalat düzeni… Bu düzen tesadüf değildir.

Bu düzen yanlış tarım politikalarının değil, bilerek ve isteyerek kurulan bir ithalat politikasının sonucudur. Yerli üreticinin zayıflatılması demek:

– Hayvan varlığının azalması,

– Et fiyatlarının dışa bağımlı hâle gelmesi,

– Kur hareketlerinin vatandaşı daha fazla vurması,

– Tarımın stratejik kapasitesinin çökmesi demektir.

İthal Etteki Rant Düzeni Türkiye İçin Bir Milli Güvenlik Sorununa Dönüşüyor Türkiye, kendi etini üretebilecek potansiyele sahip bir ülkedir. Bu ülke, kendi çiftçisini ve besicisini ayağa kaldırabilecek birikime sahiptir. Ama bugün görüyoruz ki:

• Tekelleşmiş ithalat yapısı,

• Kamu alımlarının şeffaf olmaması,

• Aynı şirketlerin sürekli tercih edilmesi,

• İktidara yakın halkalar üzerinden büyüyen yeni ticari yapılar,

Türkiye’nin kırmızı et piyasasını bir avuç ithalatçı şirketin insafına bırakmaktadır. Bu yalnızca bir ekonomik sorun değildir; Bu, Türkiye’nin tarımsal bağımsızlığını hedef alan bir tehdittir. Gıda bağımsızlığını kaybeden bir ülke; fiyatını kendi belirleyemez, piyasasını yönetemez, çiftçisini koruyamaz. Dışarıdan gelecek her siyasi ve ekonomik baskıya açık hâle gelir. Aynı şekilde tarımda da bir rant zinciri kuruldu: Tarlada 5 Lira Olan Ürün Pazarda 45 Lira Bugün herkes şunu görüyor: Tarlada 5 liraya alınan domatesin, manavda 35–45 liraya çıkması bir ekonomik zorunluluk değil; düpedüz kurulmuş bir rant zincirinin eseridir. Aracılar büyütüldü. Komisyon sistemi denetlenmedi. Hâller şeffaflıktan uzak bırakıldı. Lojistik maliyeti adı altında vatandaşa bindirilen bedeller katlandı. Üretici 5 liraya satarken, tüketici 45 liraya alıyor ama ikisi de kazanmıyor. Kazanan yalnızca araya çöreklenen rant düzeni oluyor. Bu tabloyu hükümet bilmez mi? Elbette bilir. Çünkü bu düzen, kendi eliyle kurduğu ve yıllardır sürdürdüğü bir düzendir. İthal Et Rantı + Tarım Rantı = Türkiye’nin Gıda Bağımsızlığının Çöküşüdür Bir tarafta ithal etin tekelleştiği iddiaları, diğer tarafta tarla–market arasındaki uçurum…

Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo, üretimin çökertilmesi, ithalatın kutsanması ve aracıların semirilmesi politikasının doğal sonucudur.

Türkiye bu politikalar nedeniyle:

– Ette dışa bağımlı hâle geliyor,

– Sebzede kendi kendine yetemiyor,

– Gıdada fiyatı piyasa değil, “aracı” belirliyor,

– Vatandaş sofrasını dolduramıyor,

– Üretici tarlasını terk ediyor.

Bu sadece ekonomik bir sorun değildir; milli güvenlik meselesidir. Türk Milleti adına Zafer Partisi olarak son sözümüz şudur: Türkiye’nin Sofrasını Birkaç Rant Yapısına Teslim Etmeyeceğiz Biz bu ülkenin toprağına, üreticisine, çiftçisine inanıyoruz. Bu halk, 5 liralık ürünü 45 liraya yedirenlere boyun eğmez. Bu ülke, et piyasasını birkaç ithalatçıya teslim edecek kadar çaresiz değildir. Bu iddialar açıklığa kavuşana kadar, tüm sözleşmeler ortaya dökülene kadar, Türkiye’nin tarım ve gıda politikası şeffaflaşana kadar susmayacağız. Çünkü bu mesele bir partinin değil, Türkiye’nin meselesidir. Teşekkür ederim.” İfadelerine yer verdi.