Advert Advert Advert Advert Advert
ÜNİVERSİTE YILLARIMDA TÜRKİYE VE DÜNYA MANZARALARI ( 22 )
Gazi Mert

ÜNİVERSİTE YILLARIMDA TÜRKİYE VE DÜNYA MANZARALARI ( 22 )

Bu içerik 211 kez okundu.
 
Mecmuada bölümler belirlenmiş fakat Fıkıh köşesi yoktu.
Bugünkü gazetelerde görünen ve bilinen şekliyle soru cevap köşeleri o dönemdeki gazetelerde, mecmualarda, dergilerde pek yayımlanmıyordu…
Kendi kendime dedim ki; “Acaba ilk çıkan mecmuada bir ilan yapsak… Okuyucular mektupla soru sorsalar… Bu soruların cevabını yayımlasak…”
Bu fikrimi Federasyon yönetimine ulaştırdım. İlgiyle karşıladılar…
“Acaba bu görevi hangi profesöre veya öğretim üyemize versek… Bu külfetli işi kim üstlenebilir?” diye birbirlerine sormaya başladılar.
Gayrı ihtiyari “ben…”demişim… Şaşırdılar. Olacak iş miydi?
Bütün köşeler profesörler, öğretim üyeleri ve tanınmış yazarlar için açılmış…
Enstitünün 1-2-3 ve 4. sınıf öğrencilerinin hiçbirine tahsis edilmiş özel bir köşe yok…
Günlerce önce müsvedde olarak hazırladığım ve elimin altında bulunan “İlanı” yazı işleri müdürü Cahit Baltacıya verdim. Yönetimi topladı ve okudular…
İlanda şöyle yazıyordu:
“SORUNUZ SÖYLEYELİM
Her mevzuda: Sorunuz-Söyleyelim. İlahiyat, Tasavvuf, Maarif,Hukuk, İktisat, Psikoloji, Sosyoloji, Edebiyat, Tıp, San’at, Ahlak…mevzularında soracağınız sualleri, İSLAM MEDENİYETİ MECMUASI;Sorunuz söyleyelim sahifesinde en salahiyetli şahısların kalemlerinden size ulaştıracaktır.
Suallerinizi; İslam Medeniyeti Mecmuası, Sorunuz Söyleyelim sahifesi, Nuruosmaniye caddesi No-82/1. CAĞALOĞLU-İSTANBUL adresine yollayınız.”
Bu çok iddialı bir girişimdi. Ama ben de bir şeyler yapmalıydım. İlanın yayımlanıp yayımlanmayacağını yönetime bir daha soramadım.Mecmuanın ilk sayısının çıkmasını bekledim.
Mecmua yayımlandı…Bir de baktım ki İlan da aynen yayımlanmış….
…Ve o andan itibaren yaklaşık 50 yıldır yerel ve ulusal gazetelerde, dergilerde, radyolarda, internet sitelerinde devam eden “SORUNUZ - SÖYLİYELİM” serüvenim başlamış oldu.
İslam Medeniyeti Mecmua’sının yazı ailesine katılmıştım…
Mecmuanın yazı ailesinde kimler yoktu ki…
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah…Konya müftüsü Tahir Büyükkörükcü…Şair Halide Nusret Zorlutuna…Dr.Ahmet Suphi Fırat…M.Zekai Konrapa…Veli Ertan…Doç.Nureddin Topcu…Dr.Salih Tuğ…Faik Türkmen…Dr.Nejla Pekolcay…Dr.Asaf Ataseven…Dr.Gülsen Ataseven…Yücel Hekimoğlu…Doç.Dr.M.K.Bilginer…Prof.Ebu’l Hasan Ali Nedevi…Prof.Dr.Ali Nihat Tarlan…Rıza Tevfik…Mahir İz…Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver…Prof.Loure Vecela Vaglieri…Arif Nihat Asya…Mehmet Aydın…Mehmet Sofuoğlu…Ömer Kirazoğlu…Zuhuri Danışman…Prof.Dr. Faruk Kadri Timurtaş…Eczacı Uğur Derman…Prof.Ali Himmet Berki…Doç.Dr.Nihat Keklik…Ali Özek…İ.Samahattin Cem’le birlikte pek çok tanınmış yazar,öğretim üyesi,Profesör…
…Ve yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi olarak sadece ben; Gazi Mert.
Dedim ya…
Benim bu teşebbüsüm çok iddialı ve o derece de zor bir teşebbüstü…
15 Kasım 1967 tarihinde ilk defa yayımlanan Sorunuz Söyleyelim köşeme de şöyle bir TAKDİM’le başlamıstım:
“Aziz okuyucu
Bu sahifede: Allah’ın lutf-u inayetiyle ;Zihinlerinizi meşgul eden en ince, en girift, en çetrefil ilmi ve dini meselelerin hepsini, sadece kendi bilgilerimizle yetinmeyerek Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler, İcmâ-ı Ümmet ve kıyas-ı fukahaya göre ve içtihatları gözden geçirerek yazacak, bununla da yetinilmeyerek zamanımızın en alim, bilgin, fazıl, ilmiyle amil kimselere kontrol ettirerek sizlere takdim edeceğiz.
Gayemiz; Din-i Mübin-i İslam’ın bekası, Allah (C.C)’ın rızasını kazanmak, Müslüman kardeşlerimize yardımcı olabilmektir.
Sizlerden istirhamımız; Hiçbir kötü düşüncenin tesiri altında olmadan, polemiğe girmeden, Fıkıh, tasavvuf, Hukuk, maarif, ilahiyat, iktisat, psikoloji, sosyoloji, edebiyat, ahlak, tıp, sanat, aile…mevzularında zihninize takılan bütün soruları, kısa ve özlü olarak sormanız, her kul gibi bizlerin de hatalarının olacağını düşünerek en küçük hatalarımızda dahi bizi kardeşçe ikaz ve teşvik etmeniz olacaktır.
Gayret bizden, Tevfik ve Nusret Allahtan…”
Mecmua çalışmalarımla ilgili anılarıma biraz ara vererek tekrar okula ilk başladığım yıllardan günlüğümdeki bir anımı anlatmak istiyorum:
Okula başladığım sırada 28’inci Türkiye Cumhuriyeti hükümeti baştaydı.
28’inci İsmet İnönü hükümeti ihtilalden sonra kurulan Cemal Gürsel hükümetinden görevi devralmış, 26 - 27 ve 28’inci hükümetleri kurmuş 1961 yılında başlayan İnönü hükümetleri 1965 yılına kadar devam etmişti…
İşte ben bu dönemde 1964 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne başlamıştım…
Yeni okulumda yepyeni derslerle karşılaşmıştım.
Anladım ki çok ama çok çalışmamız gerekiyor…
Öğretim üyelerimiz seçkin kimselerden oluşuyordu. Önceden adını duyup görmediğimiz profesörler işte bize ders veriyordu.
Okulumuzun ilk başladığı günlerde gördüm ki Dinî ağırlıklı dersler daha fazlaydı.
Kültür derslerimiz de küçümsenmeyecek kadar fazlaydı. 23 çeşit dersimiz vardı…
Zeki Sofuoğlu hocamız Tefsir dersine girdiği zaman en çok Tefsir dersinden zorlanacağımızı anladım. Kendisi yeni bir Kur’an tefsiri yazacağını,bu nedenle CELALEYN isimli tefsir kitabından sınavlarda sorumlu olacağımızı ve Enfal suresinden itibaren sınıfımızın sorumlu olacağını söylemişti.
Sözlerinin devamında da Arapça ve harekesiz olan Celaleyn tefsirinin herhangi bir sayfasını açacağını, tercümesiyle birlikte bu sayfanın yanlışsız okunmasının gerektiğini, aksi takdirde bir üst sınıfa geçemeyeceğimizi de sözlerine ekledi.
Arabca dersine giren Ali Özek hocamız hiçbir öğrencinin arabca’yı ana dili gibi konuşmadıkça mezun olamıyacağını belirtmişti.
İki bayan hocamız vardı. Biri İngilizce diğeri Edebiyat derslerimize giriyordu.
İngilizce hocamız İngilizcedeki zamanların çok iyi öğrenilmesini aksi takdirde kelime ezberlemekle sınıf geçilemeyeceğini, İngilizce yazılmış bir kitabı eksiksiz tercüme etmedikçe bir üst sınıfa geçilemeyeceğini belirtmişti.
Edebiyat öğretmenimiz Necla Pekolcay genç bir bayan öğretmenimizdi. Sanırım son sınıftaki bazı arkadaşlarımızdan yaşça daha küçüktü ve bekardı.
Edebiyat dersleri için yazılmış herhangi bir kitap da yoktu.Konular da çok ağır ve zordu.
Anlattıklarını not alıyorduk.
Babamın Hac’dan getirip ağabeyim Hamdi Mert’e verdiği daktilo benden bir üst sınıfta olan ağabeyimin dolabındaydı. Pek kullanmıyordu. Bu daktiloyu almıştım ve Necla hocamızın tutturduğu notları daktiloyla temize çekmeye başlamıştım.
Hocamızın tutturduğu notların bir kısmı da Osmanlıcaydı.
Ben tutturduğu notlara ek olarak anlattıklarını da not edip daktiloyla temize çekmeye başlamışdım.
Daktilo’da hem arapça hem türkçe harfler vardı.
Osmanlıcayı da arap harfleriyle yazıyordum.
Bir yarıyıl dönemi geçmişti.Dönem arasında yazdıklarımı düzene sokmuştum.
İkinci yarıyılın başlamasında bir ara tuttuğum notları Necla hocama göstermiştim. Şaşırmıştı.
“Bunları ben mi anlattım?…”diye sormuşdu.
Beni odasına götürmüş,yazdıklarımı İncelemişti…
Öyle ki 15 dakika sonra başlayan dersine de girememişdi…
Ben de derse girememiştim.
Bana demişti ki: “Bundan sonra anlatacaklarımı da aynı yöntemlerle not al, temize çek ve yıl sonunda bana getir….”
İkinci dönem daha bir özenle notlar tutmuştum, temize çekmiştim ve yıl sonunda hocama teslim etmiştim…
Necla hocam benim için bir öğretim üyesi değil adeta bir abla olmuştu.
İkinci yıl ilaveler yaparak ve daha başka çalışmalarını da ekleyerek İSLAMİ TÜRK EDEBİYATI adını verdiği iki ciltlik eserini basıma vermişti.
“Tashih”lerini yapmak da bana nasip olmuş ve iki ciltlik çok güzel bir eser ortaya çıkmıştı.
Bu anımı hiç unutamıyorum.
Hoşça kalınız.
( devam edecek )
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Alanya Sokağı Renkleniyor
Alanya Sokağı Renkleniyor
Bataklığa Saplanan Yaralı Eşek Ekiplerce Kurtarıldı
Bataklığa Saplanan Yaralı Eşek Ekiplerce Kurtarıldı