ÇOCUKLUK YILLARIMDA TÜRKİYE VE DÜNYA MANZARALARI ( 13 )
Gazi Mert

ÇOCUKLUK YILLARIMDA TÜRKİYE VE DÜNYA MANZARALARI ( 13 )

Bu içerik 113 kez okundu.
 
Okul bitiminde ailemiz ve komşularımız yazın yaylaya göçerlerdi….
Yaylamız yaklaşık 60 km mesafede bulunan “ çok oluk” ve “ tersakan” yaylalarıydı…
Yaylamıza çok oluk denmesinin sebebi yaylanın en yüksek tepesinde bulunan yeraltı sularının önüne yerleştirilen oluk’lardı.
10’larca oluk yapılmış ve yaylaya çıkan binlerce büyükbaş ve küçükbaş hayvan bu oluklarda sulanmaktaydı.
Çokoluk’un 2 – 3 km kuzeyinde bulunan “Tersakan” yine yaylamızın 2’inci parçasıydı.
Buraya tersakan denmesinin sebebi ise yörede bulunan tüm kaynak suların güneye akmasına karşı buradan çıkan kaynak suyun kuzeye akmasıydı.
İlkokul yıllarımı süsleyen güzelliklerden biri işte bu yaylalarımızdı…
Yaylada aynı yaşıt arkadaşlarımızla oynadığımız oyunlar bugün yöremizde unutulmaya yüz tutmuş taş kaydırma,saklambaç,çom,ağaca tırmanma,yer kapmaca,kurt-kuzu oyunu,taşla kare yapma,birdir bir,cıngırtlak,halat çekme gibi oyunlardı…
Saklambaç oyunu sabahtan akşama kadar da sürerdi…
Ağaca tırmanan bir arkadaşımızı bulmak için ebe saatlerce bir oraya,bir buraya koştururdu.
Yaylada beni en çok etkileyen Kızılca köyündeki değirmenimiz olmuştu.
Eşşe halam bu köyün ağası olan Ali Kiya’ya gelin gitmiş ve babam da o yörelerde tek olan köyün değirmenini satın almıştı.
Yaşlı bir amca değirmenimizi işletiyordu.
Değirmen su değirmeniydi…
O sıralarda buralarda elektrik olmadığı için su değirmeni revaçtaytı.
Babamla, ağabeylerimle veya komşularımızla zaman-zaman yaylamıza yaklaşık 15 km. mesafede olan değirmene un öğütmeye giderdik…
Değirmene gitmek için gece yarısı çuvallar atlara, eşeklere yüklenir ve gün doğmadan değirmene varılırdı…
Değirmencinin kendine göre kuralları vardı…
Un sırayla öğütülürdü…
Kimse kimsenin sırasını alamazdı…
Bazen o kadar çok sıra olurdu ki 3 gün bile sıra beklenirdi…
Beklemeyen kişinin hakkı bir sonrasına geçerdi…
Ben de kendi değirmenimiz olduğu halde sıra beklerken bir gece değirmende yatmıştım.
O gece bana çok şey öğretmişti…
Suyun kıvrıla-kıvrıla değirmene gelişi…
İki büyük yuvarlak taş parçasının buğdayları öğütüşü…
Un’ların çuvallara konuşu…
İşini bitirip gidenlerin yüzlerindeki mutluluk…
Aç kalmamak için kadınların undan yufka ekmek yapıp değirmene gelenlere ikram edişi…
Katık olarak ekmeğin içine konan çökelek ve soğan karışımı yiyecek…
…Ve sabah güneşinin doğuşu…
Değirmenimizin bulunduğu Kızılca köyü de görmeğe değerdi…
Orada herkesin saygı gösterdiği aksakallı amcanın anlattığına göre Kızılca köyü Osmanlılar zamanında çok meşhur bir yerleşim yeriymiş…
Yazları Kıbrıs adasından ve Antalya’dan gemilerle insanlar buraya yaylaya gelirlermiş…
Kızılca köyü Osmanlı arşivlerine de girmiş…
GÜNLÜĞÜM’e aldığım notlarıma göre;
Başbakanlık arşiv belgelerinde Kızılca köyü; İçel Sancağı, Anamur kazasına bağlı, yörükan taifesi topluluğunun yaşadığı yer olarak geçer…
İşte İlkokul yıllarında beni etkileyen en ilginç yerlerden biri bu Kızılca köyü ve Kızılca köyünde bulunan suyla çalışan un değirmenimizdi…
Kızılca köyünü benim için ilginç kılan durumlardan biri de yaşlı değirmenci amcamızın köyde yaşadığı söylenen Ahmet çavuşun yaşantısı ile ilgili anlattıkları idi…
Ahmet çavuş Kızılca köyünde yaşayan fakir bir aile olan Musa ve Dudu’nun çocuklarından biriymiş…
Çocukluğu davar gütmekle, keçileri otlatmakla geçmiş…
Askere gitmeden önce Gülizar isimli bir kıza aşık olmuş ve bu kızla söz kesmişler…
Balkan savaşına katılmış…
Savaşta yaralanmış ve her iki bacağını kesmişler…
4 yıl sonra Kızılca köyüne gelmiş…
Yavuklusu kendisinin askerde şehit düştüğünü zannederek Anamur’dan bir bey oğluyla evlenmiş…
Yavuklusunun evlendiğini gören Ahmet çavuş şiirler, maniler yazmaya türküler çığırarak kendi kendini teselli etmeye çalışmış…
Yazdığı şiirlerden biri “Anamur yolları” adıyla ün yapan yöresel halk oyunları şekline dönüşmüş…
Yaşlı değirmenci amcamın gece yarısı un öğütürken anlattığı bu hikaye yıllar yılı beni etkilemişti…
İlkokul yıllarımı süsleyen bu hikaye’yi yıllar sonra yazdığım “Anamur Yöresel Halk Hikayeleri” isimli kitabımın en başına koydum ve bundan da büyük bir mutluluk duymaktayım…
Dedim ya…
İlkokul yıllarım benim için çok renkli geçti.
Gürlevik İlkokulundaki anılarım, Bozyazı kasabası ve o dönemde İlçemiz olan Anamur, yayla hayatımızda geçen tersakan ve çok oluk…
Adana’da geçen Ortaöğretim yıllarım ve İstanbul’da geçen Üniversite hayatıma hep ilkokul yıllarım damgasını vurmuştu…
İlkokul benim için adeta bir “Hayat Okulu” olmuştu…
O dönemlerde onlarca defterden oluşan GÜNLÜK’ler tutmaya başlamıştım…
Bize o dönemde çok şey öğretiliyordu…
Okulda aldığım bilgileri çevremden aldığım bilgilerle birleştiriyor, yazıyor, yazıyor, yazıyordum…
Ve ne kadar güzel bir ülkede yaşadığımı küçücük beynime yerleştiriyordum…
Geçmiş dönemlerle yaşadığım dönemlerdeki ayrılıkları, birliktelikleri mukayese edebiliyordum…
Yakın tarihte yaşananlar da çok ilgimi çekiyordu…
Soruyor, soruyor, soruyordum…
Günlüğüme yazıyor, yazıyor, yazıyordum…
Genelde en çok babamın anlattıklarını yazıyor ve hiç unutmuyordum…
Hoşça kalınız.
(devam edecek…)
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kariyer Merkezi, ekonomist Emre Alkin’i İş Dünyası İle Buluşturdu
Kariyer Merkezi, ekonomist Emre Alkin’i İş Dünyası İle Buluşturdu
Silifke-Mut Karayolu Onarılarak Yeniden Trafiğe Açıldı
Silifke-Mut Karayolu Onarılarak Yeniden Trafiğe Açıldı