Advert
Advert
Geçmişini bilmeyen, geleceği ne bilir?
Hüseyin Şinasi

Geçmişini bilmeyen, geleceği ne bilir?

Bu içerik 587 kez okundu.

1914-1918 Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti yıkılmış, toprakları galip
devletler tarafından paylaşılmış, 30 Ekim 1918’de İngilizlerle imzalanan
Mondros Ateşkes Antlaşması ile memleketin dört bir yanı bilfiil işgal edilmiş,
tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış, silahlarına el konmuş, halk yokluk ve
yoksulluktan yorgun düşmüştü. 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması ile Türklere
ancak Anadolu içlerinde birkaç vilayet bırakılmıştı.
Asırlardır birlikte yaşamış, acılarını ve sevinçlerini paylaşmış Ermeni, Rum,
Yahudi ahalinin, Amerikan, Rus, İngiliz, Fransız gizli ajanları tarafından
kandırılmış çeteleri, Müslüman halka karşı her türlü eziyeti yapmaktan geri
kalmıyorlardı. Ortada ne komşuluk, ne vatandaşlık hak ve hukuku kalmıştı.
Çeteler bitmek, tükenmek bilmeyen kin ve düşmanlıkla suçsuz günahsız halka
saldırıyor, malını, mülkünü yağmalıyor, namusu ve şerefini ayaklar altına alıp
çiğniyordu.
Derken Anadolu’nun, Trakya’nın her köşesinden düşmanın baskısına, zulüm ve
işkencelerine karşı direnişler, kurtuluş mücadeleleri başladı. Belki silahları,
cephaneleri yoktu. Ama mangal gibi yürekleri, azim ve kararlılıkları vardı.
Yüksek dağ başlarında, yaylalarından yükselen bayrak, aradığı lideri bir Mayıs
sabahı Samsun’da buldu. Adı Mustafa Kemal’di. Parola, “ya istiklal, ya ölüm”dü.
Bundan sonra Anadolu’nun dört bir köşesinden yiğitlik, kahramanlık destanları
yükselmeye başladı. Ama bu yeterli değildi. Ülkenin topyekun düşman
işgalinden kurtulması için düzenli orduların kurulması gerekiyordu. Elbette
kendi başlarına buyruk milis güçlerinin düzenli orduya geçmesi kolay olmadı.
Ama her şeye rağmen kurulan düzenli ordularla asker ve silah bakımından güçlü
Yunan ordularına karşı ilk zaferler kazanılmaya başladı. Ve yeni Türk devletinin
temeli 23 Nisan 1920’de TBMM Ankara’da toplanarak atıldı.
Türkün ölüm kalım mücadelesinde 13 Eylül 1921 kazanılan Sakarya meydan
savaşı, tarihi bir dönüm noktası olur. Türklerin Avrupa’da, Afrika’da, Asya’da
toprak kayıp ederek geri çekilme aşaması durmuştur. Ayrıca Sakarya Meydan
Savaşları dünya savaş stratejileri bakımından da bir dönüm noktasıdır. Taktik

gayet net ve açıktır. “Hattı-ı müdafaa yoktur, sathı-ı müdafaa vardır. O satıh
bütün vatandır.” Yani bir mevzide kaybetmişsen, biraz ötede yeni bir mevzi alıp
memleketi savunmaya devam edersin.
Düşmanın ülkenin tamamından sökülüp atılması için 26 Ağustos 1922’de
Afyon’da başlayıp, 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılması ile biten büyük yürüyüş
İngiltere’nin desteği ile hareket eden Yunan ordularının kesin yenilgisi ve Türk
ordularının zaferi ile sonuçlanır. 30 Ekim 1918 ile 9 Eylül 1922 arasında yaşanan
Türk’ün şanlı direnişi, dünyanın her tarafında esir mazlum milletler için de bir
kurtuluş ve umut ışığı olur.
Ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması mutlu sondur. Kim ne derse desin bu
antlaşma Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyetinin tapusudur. Sahibi Türk Milletidir.
Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan “Ne Mutlu Türküm
Diyene” ifadesi ile bütünleşen herkes Türk’tür ve Türk Milletinin şerefli bir
üyesi, ferdidir.
29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilir. Çünkü Türk Milletinin ruhuna ve
yapısına en uygun yönetim şekli Cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti yönetim
şeklinde “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”. Türkiye Cumhuriyetinde bütün
kurumlar gücünü halktan alır. Halk adına bu yetkiyi kullanır ve ülkeyi yönetir.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren devletin gücünü temsil eden
yasama, yürütme ve yargı organlarının ayrılığı ilkesi benimsenmiştir. Yasama
görevlerini TBMM, yürütme görevlerini hükümet, yargı görevlerini de
mahkemeler yerine getirir. Devlet işlerinin hakka, hukuka ve adalete uygun
olarak yürümesi için bu güçlerin birbirinden bağımsız hareket edebilmesi
gerekir.
16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylaması ile Cumhurbaşkanlığı hükümet
sistemine geçilmiş yürütmenin gücü, yasama ve yargı erklerine göre artmış ve
sakıncaları ortaya çıkmaya başlamıştır. Sistemin aksayan taraflarının gözden
geçirilmesi gerekmektedir. Halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının
yetkilerinin artması belki işlerin daha çabuk ve kolay yapılmasını sağlar. Ancak
alınan yanlış bir karar ülkeye ve insanlarımıza büyük zararlar verebilir.
Evet, bitirelim, geçmişini bilmeyen geleceğini ne bilir?
Hoşça ve sağlıcakla kalın

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Soba Patladı: 2 Kişi Yaralandı!
Soba Patladı: 2 Kişi Yaralandı!
Kadınlar, Hayatımızın En Önemli Yapı Taşıdır
Kadınlar, Hayatımızın En Önemli Yapı Taşıdır