NUH AKKUŞ
Ağırel, yazısının devam eden bölümünde şu ifadelere yer verdi:
“Dahası, alan içinde ziyaretçilere yönelik geliştirilecek hizmet birimleri iki aşamalı olarak önerilmiş. Birinci grup hediyelik eşya satışı, bilet, güvenlik kontrolü, WC hizmetleri gibi daha kapsamlı işlevlerin yer alacağı hizmet birimleri. Yani giriş güvenlik ünitesi adı altında duvarları taş kaplama, zemini seramik bir betonarme yapılmasına izin verilmiş. İkinci olarak ise sosyal donatı düzenlemelerinin yer alacağı alana kafeterya yapacaklarmış.
Gördüğüm son fotoğraflarda antik kentin dibinde kocaman bir otopark da beton dökülerek, duvar çevrilerek oluşturulmuş.
Açıkça görülüyor ki toprağın altından çıkan binlerce yıllık eserler koca bir antik şehir; hemen yanı başlarına dökülen ruhsuz betonun gölgesinde kalmaya mahkûm ediliyor.
Tarihi korumak, antik taşların arasına modern zamanın konforunu sokuşturmak değil, o taşların bize fısıldadığı ruhu muhafaza edebilmektir halbuki.
2 bin 500 yıl boyunca rüzgâra, savaşa ve zamana direnen bu kadim kentin, bugün ‘hizmet birimi’ adı altında betonarme bir kuşatmaya yenik düşmesi tek kelimeyle trajedidir.
Eğer biz, Efes’e rakip olacak bir dünya mirasının kalbine otopark döküp kenti bir ‘turistik dinlenme tesisi’ estetiğine hapsediyorsak sadece geçmişi değil, geleceğin kültürel hafızasını da o betonun altına gömüyoruz demektir.
Unutulmamalıdır ki tarih betonla ayağa kalkmaz, aksine betonun değdiği her antik ruh nefessiz kalarak can verir.”